MAVERA KUŞU

Maveraünnehir. Şimdi bana düşen Hz. Zeyneb olmaktır.

`Bir şeyi veya bir insanı Allah`tan daha çok seversem`korkusu insana güzel şeyler yaptırıyor. Kusurluyum ve affedilmeye duacıyım.

Kelebeklerin Allah`ı zikir edebileceği yalnızca bir günü var.. Düşündüm de, zuldür bu onlar için..

mana-hayat:

(Bütün gelirin besin için harcandığı ve buna karşın yeterli besin sağlanamadığı duruma ‘ağır yoksulluk’ deniyor.Yoksulluğun pençeleri bir aileye uzandığında, bundan en çok etkilenen, en çok zarar görenler; yaşama, gelişme ve büyüme hakları riske atılanlar, o ailenin en küçük üyeleri, yani çocuklar oluyor.)
Nane satan, su satan, yetim çocuklarŞarkı söyleyemediler, güneşe, aya…Biliyorum ne masal dinlemeye doydularNe oyun oynamaya…

mana-hayat:

(Bütün gelirin besin için harcandığı ve buna karşın yeterli besin sağlanamadığı duruma ‘ağır yoksulluk’ deniyor.Yoksulluğun pençeleri bir aileye uzandığında, bundan en çok etkilenen, en çok zarar görenler; yaşama, gelişme ve büyüme hakları riske atılanlar, o ailenin en küçük üyeleri, yani çocuklar oluyor.)

Nane satan, su satan, yetim çocuklar
Şarkı söyleyemediler, güneşe, aya…
Biliyorum ne masal dinlemeye doydular
Ne oyun oynamaya…

Teyzeler gözleme yapıyor, turistler bakıyor…

En tatlı ikindi uykusu.. (at Büyük Çamlıca Tepesi)
Sen uyurdun, uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi. Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki, unutmadım. ~Erdem Bayazıt #ÇamlıcaTepesi (at Büyük Çamlıca Tepesi)

mana-hayat:

Çevirisini İnternet’ten buldum, Kürtçe bilen kardeşlerim çeviri hatası varsa düzeltirler, Grup Yürüyüş’ün güzel ezgilerinden biri…
EY (KADIN) NEDEN?
Ey kadın, neden ses vermiyorsun ve savaşmıyorsun?
Binlercesi öldürülen, çocuklar için, yaşam ve eman için
Ey kadın, sabrı kuşan, örtüne bürün!
Ey kadın! Ey bacı! Neden savaşmıyorsun?
Ey kadın! Ey bacı! Neden ses vermiyorsun?
Ey kadın! Sen arslanlar gibi, çaresiz ezilmişler için
Yiğitlerin, erlerin çağrısı, boynu büküklerin sevdası
Ey kadın! Sen arslanlar gibi, yiğitlerin erlerin sesi!
Ey kadın! Müminlerin bacısı, Hüseyinlerin Zeynebi
Örtün direniştir, şehitlerin kavgasıdır, davasıdır
Ey bacım! Gel öne atıl, omuz ver, yoldaş ol bize!

(Bu ülkenin ve Dünyâ’nın İslâm’a gönül vermiş Mü’min şuûruna sahip Analara ihtiyacı var.  Ey Bacım, Ey Anam gelin bu vatan ve ümmet için şuûrlu evlatlar yetiştirelim, Ey Kardeşlerim dâvamız İslâm olsun, hesap günü çok yakın, gelin bu fitneyi yok edelim, Haçlıların tuzağına düşmeyelim. Birbirimizi sevmemiz için Kürt ya da Türk olmamız değil Müslüman olmamız yeterlidir. ‘Gelin Müslüman Olalım’.
Gerçek Kardeşlik: İslâm Kardeşliğidir.

  • Allah Rasûlü buyuruyor:
  • — "Asabiyete (ırkçılığa, kökenciliğe) çağıran bizden değildir." 

mana-hayat:

…Gönderen ve bekleyen arasında kutsal bir hapsoluştur mektup…

…Mektup yazanın da, alanın da, dünyada bir yerde somut bir mekanı olması zorunluluktur… E-mail sanal mekanlar üzerinden zamanı, insanı ve bunlar arasındaki mümkün her türlü ilişkiyi görüntüleştirerek yok eder… 

…Mektup e-mailin aksine dikkat, itina, yoğunlaşma, hatıra ve tahammül demektir…

…Kendini ve muhataplarını gerçek zaman ve mekanlarda algılayacağını, onlara dokunabileceğini, onlara ulaşabileceğini bilmek insan güven verir…

…Huysuz ve kabına sığmaz bir telkinle muhatap olmanın sarhoşluğu insanın elinden kağıdı, kalemi ve yazıyı çekip alır…

…Tasavvuf büyüklerinin hemen hemen hepsinin mektupları ‘mektubât’ adıyla bir araya getirilir ve o dergaha intisap edenlerin ellerinde dolaşırdı…

…Özellikle seksen sonrası kuşat dediğimiz, şimdilerde yaşları 25-26 olan gençlerin mektup yazdıklarına inanasım gelmiyor doğrusu.

Derse gelirken bile kağıt kalem bulundurmayan bir kuşak mı mektup yazacak? Mektup yazabilmek için önce cümle kurmayı bilmek gerekir. Ne yazık ki, beş şıktan birini karalamak gibi bir alışkanlık kazandıran eğitim sisteminin ürünü bu kuşak, cümle kurmayı bilmiyor. Cümle kurmayı bilmediği için, on sözcüklü bir cümleyi de anlamakta zorlanıyor.

Mektuptan uzak oluşun nedenleri arasında, bilgisayar ve telefondan çok, insan yapısının değişmesi var. İnsani değerlerden soyutlanmış, nesneleşmiş, bencilleşmiş bir insan yığını var ortada. Asıl sorun burada galiba… 

…”Mektup yaz, alışkanlıkların tazelensin…”(Şeyh Galib)

…Yazmak pragmatik gerekçelere hapsoldu yaşadığımız çağ tarafından… 

…Gelişmemiş dillerin en önemli özelliği soyut olanı ifade etmedeki zayıflığıdır…

…Kelimeleri ve sözcükleri olumlama ve olumsuzlama kelimelerin anlamından öte tamamen zihnimizdeki duygusal değere bağlıdır… 

…Mektup yaşanan çaresizliği ümidi, hasreti sözcüklere dönüştürme sanatıdır. Öpüp koklanan itina ile saklanan bir armağandır…

…Aşk insanın kusursuzluk arayışında vardığı sonuç, bulduğu çözüm yoludur…

…Gönderilmemiş mektuplar, gönderilmiş mektuplardan daha sahicidir…

…Aşk da tıpkı ölüm gibi deneyimsiz kavranamayacak bir hâldir. Rengi, reçetesi, tarifi hep eksik kalmaya mahkumdur… 

…Duyguların hız karşısındaki konumu nedir?… Acaba beklemek aşkı uzatan bir şey miydi?…

…Hız öncelikle merak duygusunu ve giderek özlem duygusunu azaltmakta. Klasik aşk mektuplarının iki temel öğesiydi bunlar… 

…Mektupsuz aşk yaşamanın imkansız olduğu bir dönem yaşanıp geçmiştir…

…Yazmak zihinsel bir faaliyettir, ama çok önemli bir birikimin de sonucudur…

…Yazılmamış mektuplar bir ukde olarak kişinin içinde kaldığı için her fırsatta hatırlanırlar…

…Sezai Karakoç; “Şairin ahlakı şiirindendir, bazen susmasındandır” der… 

…Alemin hiçbir halini makul görmeyen bir akıl ile yaşamaktan ise keşke mecnun olsaydık…

Hece Dergisi / Mektup Özel Sayısı

"İstanbulsadım. Kuşladıysa gözlerimi bir sakar tavan, sensiz günlerimi çarçur etmek içindir." Metin Eloğlu. Kıymetli şairimize rahmetle. #MetinEloğlu
“Ben kimim ve kimlerleyim? Kötüden betere gidişinden şikayetçi olduğum dünya ahvali endişelendiriyor beni. Beni ben yapanla bizi biz yapanın aynı şey olduğu hususundaki endişemin doldurduğu küp sıkışık, tıka basa. Şahıslar ve şahsiyetler arasındaki mesafe her gün daha korkulu bir şekil alıyor. Hissiyatımın paylaşılır bir şey olup olmadığını merak etmeden duramıyorum. Bir ben miyim insan dediğimiz varlıkların şahısları ve şahsiyetleri arasındaki mesafenin hergün biraz daha büyümesinden korku duyan, rahatsız olan? Ülkenin bölünmesini dillerinden düşürmeyenler, şahsiyetlerinin bölünmesinden, içinde çırpınarak yaşadıkları, şahsiyet kopuşundan habersizler mi? Hastalıklarını ciddiye almadıklarını ve bu yüzden şifa beklemediklerini görüyorum. Bunlar her şahsın bölünme ve her şahsiyetin parçalanma vakıasını anlamıyor. İnsanı ruh bütünlüğünden alıkoyan ortama aldırmıyorlar. Yersiz ve zamansız bir korku türetildiği zannı içindeler. Onlar için duruma göre şekil almaktan daha normal bir şey yok. İki yüzünden de giyilebilir bir ceketten korkmak onlara gülünç geliyor. Çeşitli hayatları var ve çeşitlendirilmiş bir başarı peşindedirler. Ukalalık da ediyor, çağa ayak uydurmaktan dem vuruyorlar. Çağımız bir elle küfrün çarkını döndüren manivelayı, öbür elle de Mushaf’ı tutma marifetini gerektirir diyorlar.” Ismet Özel #MaveraKusu

“Onlar sürü yavrum. Zincirlerinden başka kaybedecek neleri var? Karanlıktan geldiler, karanlığa gidiyorlar. Ummandaki dalgalar gibi sayısız. Tarihi yok bu sürünün. Macerası yok. Yıldızlara tırmanan merdivenden habersiz. Yürüyen, esneyen, tepinen ve öğrendiği şeyleri tekrarlayan uzviyet. Kafanın vecdinden habersiz. Bu sarhoş karnaval alayını yıldızlar, yüzbinlerce yıldız, kayıtsız bakışlarıyla seyrediyor.”

—   Cemil Meriç (via mana-hayat)

Anonymous said: Ders çalışadursun Hamza/ Yerle bir oldu Gazze/ Test çözmeyi biliriz fakat/ Cihadı öğretmediler bize. (Ömer Faruk Sönmez-Hamza adlı kitabından.) Blogunda dolaşırken aklıma geldi paylaşmak istedim. :)

Allah razı olsun :)

9buzlukahve:

Bu kareyi çok sevdim..

9buzlukahve:

Bu kareyi çok sevdim..

`Gökyüzümü çaldınız.` diyemediği için böyle. Kuşların sonsuz uçabileceği bir gök hâlâ mümkün mü?